Mehmetçik vakfı bağış
Blogİstanbul Tarihi

İstanbul güzel olduğu kadar aynı zamanda gizemli bir kent

İstanbul güzel olduğu kadar aynı zamanda gizemli, tılsımlı bir kent... Ancak ne var ki İstanbul'un gizemini çözmek, tılsımını anlamak o kadar da kolay değil. Yer altında 40 odalı işkence çukurlarından, gizemli dehlizlerine İstanbul'un sırlarının peşine düştük.

Mehmetçik vakfı bağış

ANEMAS ZİNDANLARI

İsmini, Arap asıllı Romalı bir asker olan Mikhael Anemas’tan aldığı iddia ediliyor. Tekfur Sarayıolarak da bilinen Blakhernai saray kompleksinin bir parçası. Roma döneminden İstanbul’da kalan tek yeraltı zindanı olmakla birlikte; yeraltı tünelleri, labirent sarnıçları ve son derece dar işkence odaları ile hem istisnai hem de tüyler ürpertici. ‘40 odalar’ adı verilen işkence çukurları, mahkûmların ölene dek içlerinden çıkamayacakları kadar dar ve derin çukurlarmış.

Burası ‘Malkoçoğlu’ filmlerinin de çekildiği yer. 5 kat yerin altına indiği söyleniyor. Söyleniyor diyorum çünkü giremedik. Tadilatta. Ne zaman biteceği de belli değil. Çalışmalar durmuş halde.

AKBABALI KUBBE

Akbabalı kubbe efsanesi, dünyanın başlangıcından beri akıp giden zamanı ölçen evrensel bir saatin olduğunu, bunun da İstanbul’un derinliklerinde saklı olduğunu söylüyor. Kubbenin yerini kimse bilmiyor. Rumeli Hisarı’nda olduğuna ve Ayasofya ile bağlantısı bulunduğuna dair farklı iki rivayet var.

İstanbul’un sır dolu gizli yüzü

 Yerebatan Sarnıcı’nı gördükten sonra yerin altında başka bir İstanbul olduğu söylemi, efsane olmaktan çıkıyor. 

KÖPEK ÖLDÜREN KANALI

Bu kanalın, Yerebatan Sarnıcı’nın gizli bir girişinden başlayarak kuzeydoğu yönünde ilerlediği, Boğaz’ın Marmara’ya açıldığı yerde denizin altından geçtiği, Üsküdar’dan sonra güneydoğuya kıvrılarak düz bir hat halinde önce Üsküdar – Kadıköy sahillerinden devam edip en sonunda Kınalıada’daki bir manastırda sona erdiği rivayet edilir.

İstanbul’un sır dolu gizli yüzü

‘Tarihi Yarımada İstanbul’un, Ayasofya ise Tarihi Yarımada’nın kalbi. Kozmik konumundan, bölgedeki tarihi yapılara, toprak altındaki bilinmezlerinden toprak üstünde sırrını henüz çözemediklerimize kadar… Efsaneler burada başlıyor. 

YERALTINDA İKİNCİ BİR ŞEHİR

Yüzyılın başında Prost’tan başlayarak zaman içinde farklı bilim insanlarının yaptığı çalışmalarda elde edilen veriler, Sultanahmet’ten Ayvansaray’a kadar uzanan bölgede bir yeraltı yapılanması olduğuna işaret ediyor. Ayasofya’nın bahçesinden Hipodrom’a uzanan dehlizler veya Eski Saray’la bağlantılı görünen bir yeraltı mekânlar dizisinin  ortaya çıkarılması bu efsaneyi doğrular nitelikte.

EFSANELERİN KALBİ AYASOFYA

İstanbul’un sır dolu gizli yüzü

Ayasofya’nın içindeki neredeyse her desene dair bir efsane bulunuyor. Belki de en enteresan olanı Ayasofya’nın ‘Kutsal Kase’nin kendisi olduğu.

İstanbul efsanelerinin içinde Ayasofya’nın apayrı bir önemi var. Bu efsaneler içinde yok yok adeta. Konumunun kozmik durumundan içindeki detaylara kadar neredeyse her şey bir efsaneye dayanıyor. Terleyen direkten ortasında şifa veren kuyuya, bir kapısının Nuh’un gemisinin bir parçasından yapıldığından kendisinin bizzat ‘Kutsal Kâse’ olduğuna, Ortodoks ve Katolikler’inburada birbirinden ayrıldığından yapı içindeki Hermes sembollerine bu efsanelerin sadece küçük bir bölümünün kaynağını oluşturuyor.

İSTANBUL’UN TILSIMLARI

Pınar Erkan’la birlikte tarihi yarımadayı gezmeye devam ediyoruz. Bu defa efsanelere tılsımlarda karışıyor. İstanbul’un tılsımlı veya sihirli olduğuna inanılan anıt ve heykellerle dolu olduğunu söylüyor biz tam da ‘Milyon Taşı’na bakarken. Yani dünyanın merkezindeyken

Ayasofya’dan Beyazıt’a giden yolun sağında, tam köşede yer alan ve bugün neredeyse doğru düzgün fark edilmeyen bu taş, “Tüm yollar Roma’ya çıkar” sözünün de kaynağı. İstanbul’un kuruluşu esnasında şehrin efsanevi kurucusu Megaralı Kral Byzas tarafından dikildiği yolunda söylentiler olsa da tarihçiler taşı, Konstantinopolis’i başkent yapan Büyük Konstantin’in, “Dünya merkezi alameti” olarak diktiğinde hemfikir (MS 4. yy).

Bunun gibi her gün yanından geçip gittiğimiz, nedir, ne değildir, nereden neden gelmiştir diye sorgulamadığımız 27 adet taş var İstanbul’un çeşitli yerlerine dağılmış. Hepsi bir efsunun, bir sihrin sembolü bu dikili sütunlar. Bu tılsım ve efsaneleri tek tek anlatmaya sayfalar yetmez. Ama Sultanahmet’e gitmişken şunları mutlaka görmeden geçmeyin:

İstanbul’un sır dolu gizli yüzü

Delphi’de Apollon Mabedi önünden getirilen burmalı sütun, Bizans zamanında yapılmış örme sütün ve yılanlı sütün bir zamanlar atlı arabaların etrafında dönerek yarıştığı hipodrum’un ortasında yer alıyor. Her üçü de bugün çeşitli efsane ve efsunun konusu. 

YILANLI SÜTUN

Hipodrom’da, yarış alanını ikiye bölen spina üzerinde. I. Konstantin, imparatorluğun çeşitli yerlerinden kimi anıtları söktürerek İstanbul’a getirtmiş. Delphi’de Apollon Mabedi önünde bulunan burmalı sütun da bunlardan biri (Savaş sonrası ganimet olarak geri dönerken dikilitaş getirmek bir Roma geleneği).

Yunan mitolojisine göre Apollon, kuvvet, kudret ve güzellik tanrısıdır. Kötülüklerin temsilcisi Piton yılanını öldürür. 31 Yunan kolonisi Perslere karşı yaptıkları savaşı (M.Ö. 480) (Salamis ve Platea-479) kazanınca ele geçirdikleri metal ganimetleri eriterek bir tütsü sehpası ile altından bir kazan yaptırır. Sonra da bunu Delphi’deki Apollon Mabedi’ne sunar.

Yılanlı Anıt da birbirine sarılmış 8 metre yüksekliğinde, 29 boğumlu 3 yılanın taşıdığı, 3 ayaklı altın kazandan meydana geliyormuş. Anıt İstanbul’a getirilirken altın kazan kaybolmuş. Hünername’deki minyatürlerde 16. yüzyıla kadar anıtın tamam olduğu görülüyor. Sonraki dönemlerde yılanbaşları da kaybolmuş. 19. yüzyılda bulunan bir parça Arkeoloji Müzesi’nde sergileniyor. Evliya Çelebi, bu yılanların İstanbul’u yılan, çıyan ve akreplerden koruduğunu söyler. Söylentiye göre bir yeniçeri yılanların başlarını koparmış. O zamandan beri şehirde haşarat artmış.

ÖRME SÜTUN

Bizans devrinde, değişik ölçülerde yontulmuş taşlardan yapılmış. Yüksekliği 32 metre. Bir demir direğin çevresine örülen taşlarla inşa edilmiş. Sütunu yaptıran, Porfirojenetos adıyla da bilinen 7. Konstantin. Sütunun tepesine, ortadasındaki demire tutturulan mıknatıslı bir taş koydurarak kıyamete kadar yıkılmasını engellemek istemiş. Örme dikilitaşın bugün toprak seviyesinin altında kalan mermer kaidesinin diğer yüzünde ise 6 mısralık Grekçe şöyle bir yazıt bulunuyor:

“Bu dört köşeli heybetli ve harika anıt, zamanla harap olmuşken, şimdi İmparator Constantinusile devletin şanı olan oğlu Romanos tarafından önceki görüntüsüne nispetle daha iyi duruma getirildi. Rodos kolosu harikulade idi, bu bronz anıt ise hayranlık yaratmaktadır.” KolosRodos Limanı ağzında bulunan ve dünyanın 7 harikasından biri sayılan devasa ölçülerdeki Apollon Heykeli’dir.

Sütun üzerindeki levhaların ne zaman söküldüğü bilinmiyor. Evliya Çelebi, bu anıtın da İstanbul’un tılsımlarından olduğunu söyler.

ÇEMBERLİTAŞ

Çemberlitaşİmparator Konstantin şehri yeniden imar ettirdiğinde kendi adına yaptırdığı Konstantin Forumu’nun ortasına yerleştirilmiş bir anıt ve bu nedenle bir adı da Konstantin SütunuKozmik konumu nedeniyle ayrıca ‘Agarta Kapısı’ (Ezoterik kaynaklara göre, Mu ve Atlantis’ten göç eden bilim rahipleri tarafından kurulmuş yeraltı şehri) olduğu da söylenir. Ayrıca, İmparator Konstantin tarafından Çemberlitaş’ın altındaki bir odaya kutsal emanetler yerleştirilmiş. Meryem Ana’nın giysisi, Vaftizci Yahya’nın başı gibi kutsal emanetlerin yanı sıra Truva’dan gelme tanrıça Pallas Atina’nın ahşaptan yapılma heykeli, Nuh Peygamber’in asası, Musa’nın sular fışkırttığı taşı, İsa’nın ekmek dağıttığı günden kalan 7 ekmeğin kırıntıları bu hazinenin bazı parçalarını oluşturuyor.

GİZEM VE TILSIMLARIN KAYNAĞI

İstanbul’un sır dolu gizli yüzü

Yerebatan Sarayı’nın gizli bir bölmesinde başlayan Köpek Öldüren Kanalı denizin dibinden Kız Kulesi’nin de altından geçerek önce Üsküdar’a, oradan Kadıköy’e doğru uzanıyor. Efsaneye göre kanal Kınalıada’da son buluyor.

‘Güzellik başa bela’… Gedik Üniversitesi Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Pınar Erkan bu sorunun yanıtını biraz da böyle açıklıyor.

Şimdilik bilinen tarihi sekiz bin yıl önceye giden İstanbul’un tarih boyunca hem çok güzel ve zengin hem de orduların geçiş noktasında bulunduğunu belirterek şöyle açıklıyor:

“Doğal olarak İstanbul konumu ve güzelliği nedeniyle birçok kez saldırıya uğrayıp yağmalanmış. Sadece bu, İstanbul’un altındaki dehlizlere, yapılara dair birçok efsanenin türemesine neden olmuş. Her seferinde yıkılan kentin korunması adına yeraltında da bir kent inşa edildiği söyleniyor.

Bütün yıkımlardan sonra halk bir umuda ihtiyaç duyar. İnsanların korku ve endişelerini gidermek için buna ihtiyacı vardır. Dikilen sütunların, yapılan yapıların kenti koruyacağı ilan edilir ve buna inanılarak hayatına rahatlamış bir şekilde devam edilir.

İstanbul sürekli yıkıma ve yağmaya uğradığı için tılsım, efsane ve gizemlerle dolu! Bu yapılar kent kültürünü de var eden, hayatla, şehirle iç içe geçmiş durumda. Bu anlamda İstanbul belki de dünyanın efsaneler bakımından en zengin kenti.

Kaynak/ http://www.hurriyet.com.tr

Etiketler
Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İlginizi Çekebilir

Close