Mehmetçik vakfı bağış
CamilerTarihi Camiler

Bilinmeyen Tarihi Güzellikleri İle Ayasofya Camii

Ayasofya Camii Hakkında Tarihi Bilgiler

Mehmetçik vakfı bağış

Ayasofya

Ayasofya Doğu Roma İmparatorluğu’nun İstanbul’da yapmış olduğu en büyük kilise olup aynı yerde üç kez inşa edilmiştir. İlk yapıldığında Megale Ekklesia (Büyük Kilise) olarak adlandırılmış, 5. yüzyıldan itibaren ise Ayasofya (Kutsal Bilgelik) olarak tanımlanmıştır. Ayasofya Doğu Roma İmparatorluğu boyunca hükümdarların taç giydiği, başkentin en büyük kilisesi olarak katedral işlevi görmüştür, 1453 yılında İstanbul’un Osmanlılar tarafından alınmasından sonra, Fatih Sultan Mehmet tarafından camiye dönüştürülmüştür. 1935 yılından beri ise müze olarak hizmet vermektedir. Ayasofya, mimari bakımdan, bazilika planı ile merkezi planı birleştiren, kubbeli bazilika tipinde bir yapı olup kubbe geçişi ve taşıyıcı sistem özellikleriyle mimarlık tarihinde önemli bir dönüm noktası olarak ele alınır.

Birinci Kilise

Birinci kilise, İmparator Konstantios (337-361) tarafından 360 yılında yapılmıştır. Üstü ahşap çatı ile örtülü, uzunluğuna gelişen (bazilikal) planlı birinci yapı, İmparator Arkadios’un (395–408) karısı İmparatoriçe Eudoksia ile İstanbul Patriği İoannes Chrysostomos arasında çıkan anlaşmazlıklar nedeniyle, patriğin sürgüne gönderilmesi üzerine 404 yılında çıkan halk ayaklanması sonucunda yakılıp yıkılmıştır. (Bugün patriğin mozaik tasviri, Ayasofya’nın kuzey tymphanon duvarında görülebilmektedir.)
Günümüzde ilk kiliseye ait herhangi bir kalıntı bulunmamakla birlikte, müze deposunda bulunan Megale Ekklesia damgalı tuğlaların bu yapıya ait olduğu düşünülmektedir.

İkinci Kilise

İlk kilisenin isyanlarda yıkılıp yakılmasından sonra İmparator ll. Theodosius, bugünkü Ayasofya’nın bulunduğu yere ikincisi yaptırmıştır. Açılış yine onun döneminde 10 Ekim 415’de gerçekleşmiştir. Mimar Rofinos tarafından inşa edilen ikinci Ayasofya,  yine bazilika planlı çatılı ve beş neftliydi. Bu yapı Nika Ayaklanması sırasında yakılıp yıkılmıştır. Bugünkü Ayasofya’nın bahçesinde bazı kalıntıları bulunmaktadır.

Üçüncü Kilise

İkinci Ayasofya’nın 23 Şubat 532’deki yıkımından bir kaç gün sonra l. Justinyen, öncekinden tümüyle farklı daha büyük, gösterişli ve görkemli bir yapı yapmaya karar verir. Mimar olarak Fizikçi Miletli İsidoros ile Matematikçi Trallesli Anthemius’u görevlendirir.  Justinyen, efsaneye göre hazırlanan hiçbir taslağı beğenmez. Bunun üzerine İsidoros, rüyasında gördüğü bir çizimi taslak olarak çizer.  Çizimi gören İmparator, çizime hayran kalıp bu çizimin inşa edilmesini emreder.

Yapı için malzemenin hazırlanması uzun süreceği için imparatorluk topraklarında yer alan yapı ve tapınaklardaki yontulmuş hazır malzemelerden yararlanır. Yapıda Efes’teki Artemis Tapınağı, Mısırdaki Güneş Tapınağı ve daha birçok tapınaktan getirilen sütunlar kullanılmıştır. Bu sütunların altıncı yüzyıl olanaklarıyla nasıl taşınabildiği halen merak konusudur. Ayrıca Anadolu’nun bin farklı yerinden getirilen taşlar da inşa sırasında kullanılmıştır. 532’de başlayan yapı, 27 Aralık 537’de tamamlanır. Ayasofya, o zamana kadar en büyük yapı olarak kabul edilen Süleyman Tapınağı’ndan daha büyük olduğundan İmparator halka yaptığı konuşmasında; ‘Ey Süleyman seni yendim’ demiştir.

Kilisenin ilk mozaiklerinin yapımı 565- 578 yılları arasında tamamlanmıştır. Mozaiklerle yapılan ışık oyunları, dâhiyane mimariyle birleşerek büyüleyici atmosfer yaratmıştır. Bu Atmosfer, İstanbul’a gelip Ayasofya’yı ziyaret eden yabancılar üzerinde öyle etkiler bırakmış ki Ayasofya’yı ‘dünyada tek’ olarak nitelendirmişlerdir. Yüzyıllarca Konstantinopolis Ortodoksluk Patriğin merkezi olan Ayasofya, aynı zamanda Bizans’ın taç giyme törenleri gibi İmparatorluk törenlerine de ev sahipliği yapmıştır.

Bizand Dönemindeki Tamirler Ve Tamirler

Ayasofya kilisesinin 557 yılındaki zelzeleden hasar gören kubbesinin doğu tarafı 558 de çöktü. Bu kubbe önceki kubbeden yirmi kadem (6,25 m.) kadar daha yükseltilip geçişi, pandantiflerle te’min edilerek yeniden yapılan Ayasofya kilisesi, 562 yılında ibâdete açıldı. Binanın iç kısmına pek çok resim, taşlara oyulmak suretiyle yerleştirildi. Batıdan doğuya 81, kuzeyden güneye 73 ve yüksekliği 73 metre olan Ayasofya, Makedonyalı Vasil (Balis-I) devrinde 869 senesinde meydana gelen zelzelede hasar gördü ve kubbesinde çatlaklar meydana geldi. Ertesi yıl İmparator tarafından tamir ettirildi. İmparator ikinci Bolis zamanında 986 yılında vuku bulan depremde kubbenin bir kısmı tekrar çöktü. Kısa zamanda gerekli tedbirler alınıp yeniden tamir edildi.

İmparator Romen zamanında da tâmirat gören Ayasofya kilisesi 1204’de Dördüncü Haçlı Seferiyle İstanbul’u işgal eden Latinler tarafından tahrib ve yağma edildi. İstanbul tekrar Bizans idaresine geçtikten sonra küçük bir tâmirat gören Ayasofya, ikinci Andronik tarafından 1317 senesinde büyük ölçüde yeniden tamir edildi. Daha sonraki Bizans imparatorları da Ayasofya’da bâzı ilâve ve tamirler yaptırdılar. İstanbul’un fethinden bir kaç yıl önce yine bir depremden zarar gören kuzey tarafını tamir etmek üzere Ali Neccar adında bir Türk mîmârı Edirne’den İstanbul’a gönderildi. Gerekli tamir ve takviyeyi yapan mîmar, Edirne’ye dönüşünde, müstakbel minarenin kaidesini hazırladığını bildirdi.

Ayasofyanın Cami Olması

Ayasofya’nın önemini koruması, Sultan 2.Mehmet ile başlamıştır. Fethin hemen ardından Fatih Sultan Mehmet Han, yağma esnasında 1 yeniçerinin mabedin mermerini sökmeye çalıştığını görür. Kimilerine göre sadece ne yaptığını sorar kimilerine göre askere esaslı bir darbe vurur… Ardından “Şehrin hazineleri sizin, mülkleri benimdir” diye buyurur (Ayasofya’nın, TC Tapu Kadastro envanterinde hala Fatih Sultan Mehmet Vakfı’na ait olduğunu belirteyim). Ayağının tozu ile en üst kata kadar çıkarak kubbesi dahil her yerini inceler. Aşağı indikten sonra sesi güzel birinden vakti gelen ezanı okumasını ister ve yanındakilerle beraber ilk namazı 29 Mayıs 1453 Salı günü kılar. Ayasofya artık fiilen camiidir.

Resmen cami olması ise o haftanın Cuma gününe denk gelir. İki gün içerisinde 1 minare yapılır ve Büyük Fatih,yanındakilerle beraber Şehr-i İstanbul’da ilk Cuma namazını kılar. Doğal olarak Cuma namazından önce yapının içerisinde bulunan mozaiklerin kapatılması gerekiyordu. Çağının ve hatta belki bugünün bile ilerisinde bir düşünce yapısına sahip olan Fatih, mozaiklerin sökülmelerine müsaade etmedi. Hatta tüm itirazlara rağmen tamamını da kapattırmadı. Yalnızca ikonların yüzlerini ince alçı ile örttürmüş ve geri kalan kısımlarına son derece hassas bir şekilde yaklaşılmasını emretmiştir (3.Ahmet tamamını kapattırır).

Kanuni Dönemi

Kanuni Sultan Süleyman döneminde Büyük deha Mimar Sinan, caminin yapısal bütünlüğünün desteklenmesi için iç kemerleri güçlendirir ve dışarı payandalar yapar. Sultan 2.Selim döneminde ise artık yavaş yavaş klasik bir Osmanlı Külliyesi meydana çıkmaya başlar.Yapının güney cephesine türbeler inşa edilir. Padişah 2.Selim ve zevcesi Nurbanu Sultan burada yatmaktadırlar. Sarı Selim’in türbesi için, “Mimar Sinan’ın yaptığı en güzel türbe” değerlendirmesinde bulunulur. Ayrıca 3.Murat’ın naşı da buradadır. Onun türbesini ise Koca Sinan’ın öğrencisi olan Kara Davut Ağa yapmıştır. Bir diğer talebesi Dalgıç Ahmet Ağa, 3.Mehmet’in türbesini yapmıştır. Burada aynı zamanda bir Şehzadegen Türbesi de bulunmaktadır.

1800’lü Yılları

1800 lü yılların ortalarına gelindiğinde Ayasofya tamire ihtiyaç duyuldu.Sultan Abdülmecid Fossati’yi çağırdı Osmanlı devrinde gerçekleştirilen bu son tamirat, 1849 senesinde tamamlandı. Cami, Ramazan ayının ilk Cuma günü, 13 Temmuz 1849 tarihinde muhteşem bir merasimle ibadete açıldı. Tamiratın tamamlanmasının anısına, törene katılan devrin ileri gelenlerine dağıtılmak üzere sınırlı sayıda ve farklı madenlerden madalyalar hazırlatılmıştı. Sultan ve valide sultana verilmek üzere hazırlanan iki madalya altından, çeşitli devlet görevlilerine verilmek üzere 99 tanesi gümüşten ve 199’u da bronzdan imal edilmişti. Bir yüzünde Sultan Abdülmecid’in tuğrasının, diğer yüzünde Mimar Fossati tarafından tasarlanan Ayasofya kabartmasının, onun hemen altında ise Osmanlıca “Tarih-i Tamir-i Ayasofya 1265 (1849)” yazısının bulunduğu madalyalar, Paris’ten sipariş edilmiş; ancak açılış merasimine yetişememiştir.

Cumhuriyet Dönemi

1930 ile 1935 yılları arasında restorasyon çalışmaları nedeniyle halka kapatılan Ayasofya’da Mustafa Kemal Atatürk’ün emriyle bir dizi çalışmalar yapıldı. Bu çalışmalar arasında çeşitli restorasyonlar, kubbenin demir kuşak ile çevrilmesi ve mozaiklerin ortaya çıkarılıp temizlenmesi sayılabilir. Restorasyon sırasında Ayasofya’nın, yeni Türkiye Cumhuriyeti’nin laiklik ilkesi doğrultusunda, yapılış amacı olan kiliseye tekrar çevrilmesi konusunda fikirler ortaya atılmışsa da; bölgede yaşayan Hristiyan sayısının çok az olmasından dolayı oluşan talep yetersizliği, bölgede bu denli görkemli bir kiliseye karşı yapılabilecek muhtemel provakasyonlar ve mimarinin tarihi önemi gözönüne alınarak Bakanlar Kurulu’nun 24 Kasım 1934 tarihinde kararıyla müzeye çevrilmiştir. 1 Şubat 1935’te ziyarete açılan müzeyi Atatürk 6 Şubat 1935 tarihinde ziyaret etmiştir. Yüzyıllar sonra mermer zemindeki halıların kaldırılmasıyla zemin döşemesi ve insan figürlü mozaikleri örten sıvanın kaldırılmasıyla da muhteşem mozaikler tekrar gün ışığına çıkarılmıştır.

 

 

Etiketler
Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

İlginizi Çekebilir

Close
Translate For »