Mehmetçik vakfı bağış
BlogTarihi ve Mimari Yerler

Bir aşk hikayesi: Zeynep & Kamil

Belki romanlara konu olamamış, ama yanı başımızda duran bir aşkın hikâyesi...

Mehmetçik vakfı bağış

Bir aşk hikayesi: Zeynep & Kamil

Belki romanlara konu olamamış, ama yanı başımızda duran bir aşkın hikâyesi…

Bugün bir aşk hikâyesinden bahsedeceğim size. Öyle şiirlere, romanlara konu olmuş bir aşk değil bu sefer. Tabii kıyıda köşede de unutulmamış. İstanbul’da Üsküdar’ın Zeynep Kamil semti, yine aynı adla bir çocuk hastanesine isim olmuş. Böylece bu hastanede gözünü açan bebekler de hep bir aşktan dünyaya gelmiş işte. Hatta her bir çocuğun göbek adı olarak da yaşamış. Kız doğmuş Zeynep, erkek doğmuş Kamil oluvermiş…

Yusuf Kamil

Hayat bir rüya

Yusuf Kamil’in hayatını adeta rüyalar yönetiyordu. Gördüğü her rüya, yaşayacaklarını belirliyor ve etkiliyordu. Kamil, aşkını da rüyasını takip ederek bulacaktı…

Yusuf Kamil 1808’de Arapkir’de doğduğunda ailesi ona Yusuf adını verirken kaderinin “Hz. Yusuf” ile benzeyeceğinden habersizdi. O da küçük yaşta yetim kaldı. Amcası Bozok sancak mutasarrıfı Osman Paşa, onu yanına aldı ve kendi oğlundan ayırt etmedi.

Divan-ı Hümayun Kalemi’ne katip olarak verildiğinde 21 yaşındaydı. Gecesinde gördüğü rüya, ona hayatının aşkını getirecekti…

Rüyasında Mısır valisi Kavalalı Mehmet Ali Paşa ile bir çimenlikte oturuyordu. Sonra Paşa bir anda yanından kalkıp gitti. Ancak enfiye kutusunu unutmuştu. Kamil, kutuyu aldı ve Mısır sarayının yolunu tuttu. Emanetini teslim etti. Dönecekti ki peşinden bir görevli geldi ve onu Paşa’nın huzuruna çıkardı. Paşa, onun bu dürüstlüğünden etkilendiğini açıkladı ve mükafatı olarak kutuyu ona bağışladı.

Rüyası da burada bitti; uyanmıştı. Sonraki günleri hep rüyasını düşünmekle geçti. Sonunda dayanamadı ve bir rüya yorumcusuna gitti. Yorumcu Mısır’a gitmesini söyledi. Rüyası aslında diyordu ki, talihi onu Mısır’da bekliyordu.

Mısır yolları

O dönemde Mısır’a gitmek akıl kârı değildi. Osmanlı ile Mısır arasındaki sorunlar devam ediyordu. Yolculuk oldukça tehlikeli olurdu. Ama Kamil durduğu yerde de kabına sığamıyordu. Bir gece önceden pazarlık edip anlaştığı kaptanıyla bir yelkenliye binmek için Üsküdar Ayazma’dan sandal ile Kız Kulesi’ne geçtiler. Oradan sonra da Mısır macerası başlamış oldu.

Sonunda Mısır’a ulaşmıştı. Ama şimdi tamamen kimsesizdi ve de yoksuldu. Nerelere başvurmadı ki… Sonunda kalemini konuşturdu ve Paşa’ya bir arzuhal yazdı. İlgi çekmeyi başarmıştı, Paşa onu yanına çağırdı. İki saatlik bir konuşmanın ardından Paşa, Kamil’e Mısır Hazinesi Katipliği’ni verdi. Gördüğü rüya gün yüzüne çıkmış, yaşanıyordu. Otuzlu yaşların ortalarına geldiğinde Albaylığa yükselmişti.

zeynep

İyilik perisi

Zeynep, Mehmet Ali Paşa’nın küçük kızıydı. Gönlü, en az yüzü kadar güzeldi. Hisli mi hisli, içli mi içli bir kızcağızdı. Elinde avucunda ne varsa hiç düşünmeden paylaşırdı. İşte bu yüzden Zeynep, “İyilik perisi” olarak anılıyordu.

Böylesine güzel ve iyi huylu bir kızla evlenmek isteyen çoktu elbet. Ne emirler, ne tüccarlar aşındırmadı ki Paşa’nın kapısını aşındırmadı ki… Ama o kızına, kızı gibi hassas, şair ruhlu bir eş gelsin istiyordu. Onun gözünde bu özellikleri taşıyan bir isim vardı: “Yusuf Kamil”.

Paşa bir bahane buldu ve bu iki genci buluşturdu.

Zynep & Kamil

Aşkın buluşması

Kamil, ilk görüşte vuruldu Zeynep’e. Zeynep, yüzüne derin derin bakıyordu Kamil’in. Aradığı şefkati bulduğunda durdu. Evet, işte bu kadar anlık ve basitti; Zeynep de bu Anadolu gencinin aşkına karşılığı oracıkta verebildi. Aşkın başladığı o an bir ışıltı, ikisinin de elma yanaklarına, çakmak çakmak gözlerine yerleşti.

Paşa, amacına ulaşmıştı, düğünlerini uzatmadı; hemen evlendiler.

Evlilik, aşklarını öldürecek bir güç değildi. Hoş, bu aşkı öldürecek bir güç de yoktu. Aralarındaki uyum uzaklardan bile okunuyordu.

Kamil daha kapıdan çıkar çıkmaz düşüyordu hasret Zeynep’in gönlüne. “Ben koskoca vali kızıyım” demedi Zeynep. Kamil’e yemekler hazırladı, evinin kadını oldu. Kamil de Zeynep’i de evini de asla ilgisiz bırakmıyordu. Öylesine mutlulardı işte, çoğaldıkça çoğalıyordu. Tek korkuları gittikçe köklenen aşklarının nazara gelmesiydi. Kem gözlüler hasetinden çatlıyordu.

zeynep & kamil

Mutluluk hep sürer mi

Mutluluk dediğin hep köpük gibi, dağılmak için an bekliyor sanki. Zeynep ve Kamil’in mutluluğuna düşecek gölge de gecikmedi.

Paşa yaşlanmıştı ve sonunda bu dünyadan göçtü. Aslında yerine oğlu İbrahim Paşa’yı hazırlamıştı. Ama İbrahim Paşa’nın ani ölümü her şeyin aksini göstermeye başladı. Yeni vali, hiç hesapta yokken Paşa’nın torunu Abbas Paşa oldu. Görüşü de kalbi de dedesinin izinden gitmiyordu maalesef. İlk iş saray ve çevresindeki Fransızları ayıklamak oldu.

Kamil’den haz etmeyenlere de böylece gün doğmuştu. “Yusuf Kamil, Fransızlar için çalışıyor” diye şikayet ettiler. Abbas Paşa da hiç vakit kaybetmeden Asvan’a sürdü. Zeynep’ten ayırmıştı. Üstelik sürgüne giderken bizzat vali tarafından yazılmış belgeyi imzalaması isteniyordu. Belgeye göre Kamil, Zeynep’i talak-ı selase ile boşayacaktı. Eğer imzalamazsa geri dönemeyecek ve sonunda zindan yolları görünecekti.

Sürgün zamanları

Artık ayrı düşmüşlerdi. İkisinin de yüreğinde koca bir köz, hiç sönmeden yanıyordu.

Asvan’da günler çok kötü geçiyordu; Kamil sonunda hastalandı ve bir hekim istedi. “Koskoca Napolyon’a bile hapsolduğu vakit hekim vermemişlerdi. O ne yüzle hekim istiyor; varsın boşanma senedini imzalasın!” yazılı bir mektup aldı. Tek tesellisi mektubun yanında Zeynep’inden gelen terliklerdi.

Gece boyunca terlikleri seyretti. En çok Zeynep’in suretini unutmaktan korkuyordu. Delirmek bir şey değildi, yeter ki onu unutmasındı. Sonra içini umutlarla dolduracak Zeynep’inin aşk dolu satırlarını buldu terliğin astarında. Şükürler olsun ki, Zeynep de hala ona âşıktı, bekliyordu.

zeynep kamil

Sürgün sonunda bitti

Kamil, sürgündeki üçüncü ayını tamamlamıştı ki Sadrazam Mustafa Reşit Paşa’ya bir ariza yazdı. Konu Sultan Abdülmecid’e ulaştırıldı. Sultan çok öfkelenmişti; hemen Abbas Paşa’ya “Bizzat Asvan’a gidip Kamil Paşa’yı salimen ve muazzezen Dersaadet’e gönderesin!” diye bir ferman gönderdi. Kamil, nihayet yurduna dönmüştü. Evet çile dönemi bitmişti; ama hala Zeynep’inden uzaklardaydı.

Kendi karısıyla ikinci kez evlenebilmenin bir yolunu bulmalıydı.

Aşkın ikinci buluşması

Reşit Paşa, padişaha “Zeynep Hanım mektuplarında durup dinlenmeden feryat etmekte olduğunu yazıyor” diye iletti ve Sultan Abdülmecid hemen o gün, Zeynep’in hac farizasını ifa etmek için izin tezkiresinin verilmesini emrettiği fermanı Mısır valisine gönderdi. Hac bahaneydi. Zeynep, Şam, Beyrut ve sonunda deniz yoluyla İstanbul’a getirilecekti.

Abdülmecid Han, bir taraftan Kamil’e de “Hazırlan!” diye buyurdu. Yanına almasına pek bir şey almasına hacet yoktu. Nasılsa Zeynep olmadan yaşayıp yaşamadığını anlayamıyordu. Divitini hokkasını çantasına koydu; mutad ziyaretlerinden birine çıkacaklarından emindi.

Haziran güneşi İstanbul’u sıcacık ısıtıyordu. Baltalimanı’nda bir elçi ağırlanacağı bilgisi verilmişti. Beklendiği gibi iskeleye bir tekne yaklaştı. Kamil, Zeynep’i gördü; ilk gördüğü andaki gibi gördü. Haziran güneşi artık sadece Kamil’in içini ısıtıyor, yakıp geçiyordu. Zeynep’in gözleri dolu dolu… Kamil, huzurda olduğunu çoktan unutmuştu. Koşup Zeynep’ine sımsıkı sarıldı.

Padişah her şeyi düşünmüştü. Üsküdar’daki yalıda Zeynep ve Kamil’e renkli bir nikah tazeledi. Bir haftalık balayı bile düşünülmüştü. Sonra da Vezneciler’deki konaklarına taşındılar.

Çektikleri acı yaşarken çok ağırdı; ama şimdi önemsizdi. İkisi de aşklarına sarılıp, hayatlarına güzel kalpleriyle devam ettiler.

zeynep kamil

Aşktan doğan iyilik

Zeynep, kocasına kavuşmasının mutluluğuna tutunmuş, iyiliklerini de artırmıştı. Nerede bir şeye ihtiyaç var, koşuyordu.

Tüm bu iyiliklerin ve aşklarının arasında yaş aldılar. Ama bir çocukları olmadı işte. Onlar da hayıflanmak yerine birçok yetime ana baba oldu. Sonra Üsküdar Nuhkuyusu’nda bir arsa aldılar ve 100 yataklı bir hastane kurdular. Hastalar burada ücretsiz bir şekilde şifalarını buldu. Geri kalan her şey de en ufacık bir noktasına kadar düşünülmüştü. Göz kamaştıran bahçesi, külliyesi… Hatta külliyeyi bir de camii ile taçlandırdılar. Hatta zamanı geldiğinde yan yana ölümsüz aşklarıyla yatacakları türbeyi bile unutmadılar.

1862’de kurulmuş bu hastane, bugün bulunduğu semte de adını veren, “Zeynep Kamil Kadın ve Çocuk Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi” adıyla bildiğimiz o yer. Güzel kalpli Zeynep, bugün bile insanlara yardım etmeye devam ediyor. Kamil’in aşkı da hala içimizi ısıtabiliyor.

Aşka, sevgiye, iyiliğe, kalbimize dokunan tüm güzelliklere minnetle…

Kaynak : Kadinvekadin.net 

Etiketler
Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir